Stevie Wonder İstanbul'a geliyor!
İstanbul'da kapanacak yollar!
İstanbul'da yağmur ve fırtına!
İstanbul'da 19 Mayıs Programı
Benim çocukluğum bir köyde geçti. Günde iki defa otobüsün uğradığı. Sadece bir tane bakkalın, bir kahvenin, bir berberin olduğu bir köyde. Berber dediğime bakmayın sadece üç numara saç kesiyordu. O yüzden hep çocukluğum üç numara saçla geçti. En yakın atari salonu 8 km uzaktaydı. Kışın karın çok yağdığı, yolların kapandığı, elektriklerin kesildiği, kendi içme suyu hattı olan bir köyde. Ancak bayramlarda abimlerle şehir merkezine gidebildiğimiz bir yer.
Çocukluğum, masallar diyarında kahraman olduğum yıllar. Hayaller kurup tahtadan kılıçlar yapıp yine tahtadan başlı atıma binip az savaşmadım devlerle. Bizi eğlendirecek çok şey yoktu. Ne internetimiz vardı ne legolarımız, oyuncaklarımız ne de televizyon programlarımız. Sadece hayal dünyamız. Engin, uçsuz bucaksız hayal gücümüz. Bu dünyada güçlüydüm, kahramandım, yenilmezdim. Şimdi hayal kursam diyorum, hayal kuracak zamanım bile olmuyor zaten, tadı gelmiyor aklıma soğuk kış günlerinde odunlukta kurduğum hayallerin.
Çocukluğum, oyun bahçem, oyunlarım. Şu an yazarken bile soğuğu geliyor elime cam misketin. Siz de sıra sıra dizip misketleri en baştakini vurmaya çalıştıysanız anlarsanız beni. Hep elinizden son kalan misket en değerli miskettir. Şıkırdayan ve dolu dolu ceplerle akşam eve dönerken nasıl üttüğümüzün sohbetini yapardık. Sonra mahalle maçları. Küçüklerin kaleye geçtiği, üç kornerin bir penaltı ettiği, direkleri olmayan kalelerde gol tartışmalarının yapıldığı maçlar. Akşamları kapının önünde bekleyen annem. Düşüp dizimi, kulumu parçalamanın yanında yediğim azarlar. Kışın abimler ve arkadaşlara bir araya gelip kendimizin iki katı kardan adamlar yapmak. Abartısız kardan adamın kafasını merdivenle koyduğumuz zamanlar hatırlıyorum. Yine kışın üç beş kişi bir araya gelip yaptığımız kartopu savaşları. Bir naylon bulup bir yokuştan aşağı kaymalarımız. Üşüyüp üşüyüp sıcak sobanın karşısında ellerimizin, ayaklarımızın sızlaması.
Yazın 5 kilometre yol yürüyüp gittiğimiz göl, gözlerimiz kızarana, derimiz buruşana kadar suyun içinde kalmalarımız. Tüm yorgunluğun üstüne yokuşa geri vurduğumuz küçük bedenlerimizle 5 kilometreyi geri yürümek. Cebimizdeki son parayla aldığımız bir somun ekmek ve birkaç domatesi soluklandığımız bir ara afiyetle yemenin tadı. Yine kapıda bekleyen annem, gözlerimizin ve yüzümüzün kızarıklığından saklayamadığımız göle girmedik yalanı yüzünden azar yemek belki de terlik.
Benim çocukluğum sokakta, bahçede, kırda, ormanda geçti. Börtü böceğin içinde ağaçtan meyve yiyebildim. Eriği, kirazı dalından toplayabildim. Güneşin altında, aman çocuğuma bir şey olur, kaçırırlar, araba çarpar… derdi olmadan doyasıya oynadım. Ben şanslı doğanlardanım…. Üç yanlışın bir doğruyu götürmesinin çok da önemi yoktu bizim için. Şimdiki çocuklara üzülüyorum… Hayat size sundukları karşısında sizden ruhunuzu istemiş, çocukluk ruhları olmayan çocukların dünyasında kalmışız.
YorumlarToplam 2 yorum mevcut
bilinmeyen 3 ay önce yorumlandı
bir solukta okudum hatırladım maziyi şükürler olsun benzerdi yaşananlar. hiç pişman değilim iyi ki gitmişim o maçlara, tombikler, yakan toplar..
BİRİSİ 3 ay önce yorumlandı
biraz tebessüm, biraz hüzünle okudum bu güzel yaziyi... ne güzel anlatmişsiniz çocukluğumuzu. evet şimdiki birçok çocuğun anlatabileceği bir çocukluklari olmayacak sanirim.